Wilson’s Prom

Hafta sonu National Geographic, Discovery Channel, Dr. Seuss animasyon filmi Lorax tadında ortamlarda takılınca bir kez daha şu koca dünyada nasıl da kum tanesi kadar miniminnacık olduğumuza idrak ettim.

Cuma öğlen 2 gece konaklamak üzere karavan ile Melbourne’den 3 saat uzakta (doğu tarafında) Wilson’s Promontory Ulusal Park’a gittik. Karavan hayatını başka bir yazıya saklayıp detaylı anlatmam lazım. Çok zevkli ve bir o kadar da teknik konu. Onu az bekleyeceksiniz.

Wilson’s Prom 1898 yılından beri ulusal park statüsünde, 50 bin hektarlık ormanlık, dağlık, nehirli, okyanuslu, adaları olan bir alan. 700’den fazla yerel bitki türüne, kanguru, vombat, koala, fok ve yarasa dahil 30 memeli ile 180 tür kuşa ev sahipliği yapıyor. Sürüngenler, amfibiler, böcek ve diğer omurgasızlar da elbet çok çeşitli.

Daha parka girerken muhteşem bitki örtüsü insanı büyülüyor. Okaliptüs ağaçlarıyla kaplı bir orman denizinin ortasında buluyorsunuz kendinizi. Uçsuz bucaksız yeşillik ardından dev kayalar, beyaz kumsal, köpük köpük okyanus karşılıyor sizi.

Kamp alanına geldiğimizde olabildiğince hızla karavanı park edip kurduk ve bir şeyler atıştırıp kısa bir tur atalım diye akşam üzeri yürüyüşe başladık. İlk hedef Tidal River ve Squeaky Beach idi. Yürüyüş 7 km sürdü. Tidal River okyanusa doğru ilerleyen bir nehir. Ağaçlar arasından yürürken mini bir açıklıktan çok acayip bir ortama giriş yapıyorsunuz. Nehrin sakinliği, bitki örtüsü, dev kayaların duruşu dünyada olduğunuzu unutturuyor, fantastik bir filmin içine düşmüş gibi hissediyorsunuz. Her şey geniş, ferah, büyük ve insanlar az ve minicik kalıyor. Ortam sakin, arka planda yalnızca kuş cıvıldamaları ve dalgaların sesi size eşlik ediyor.

Vaktimiz yetmez akşam olur diye biraz dolaşıp hızla nehrin karşısına geçtik. Squeaky Beach’e ulaşmak için orman içinde patikadan ilerleyip, dağı aşmanız gerekiyor. Ormanın şahaneliği, manzaranın eşsizliği, inişe geçtiğinizde uçsuz bucaksız kıyı manzarası, indiğinizde plajın genişliği, kayaların heyhülalığı yetmezmiş gibi plajın kumu çok özel. Öyle bir incelikte ve farklı yapısı var ki ayaklarınızı sürtünce cıyk cıyk ötüyor, zaten adını da buradan alıyor. Yürürken ayaklarınız sürterek ilerlediğinizde değişik bir gıcırtı çıkıyor.

Plaja akşam üzeri gittiğimiz için belki, bomboş, o kocaman alanda yalnızız. Ertesi gün anlıyorum ki hep ferah buralar. Çünkü kamp alanımız kalabalık, herkes de yürüyor gün boyu. O kadar geniş ve alternatif yollar var ki hep insansız ortam söz konusu. Yürüyüşün tadını çıkararak kamp alanına dönüyoruz. Yolda 2 gezgin vombat, 3-4 farklı papağan ve renkli kuş görüyoruz. Vombatlar ayı yavrusu boyunda koala suratlı, Avustralya’ya özgü keseli çok ama çok şirin sakin yürüyüşlü bitkilerle beslenen pofuduk hayvanlar. Alıp eve götüresiniz geliyor. Kuşlar da dibinizde takılıyor renk renk, kendi doğal ortamlarında geziniyorlar. İnsan bakmaya doyamıyor.

Cumartesi sabah uyanıp kahvaltımız ettikten sonra bu kez 10 kilometrelik yeni rotamız için yola çıkıyoruz.

Hedef Fairy Cove! Heyecanlı başlayan yürüyüş eğim dikleştikçe, patika daralıp engebeli hale geldikçe zorlaşıyor. Şansımıza hava çok güzel ne aşırı yakan güneş var, ne tüm hafta sonu beklenen yağmur. Hafif serince, arada t-shirt arada polarla takılabiliyoruz.

Fairy Cove mini bir plaj. Kayalar kocaman kocaman okyanus ise kum kaplı. Biz vardığımızda gel-git’in gel zamanı o yüzden plaj iyice daralmış, okyanus içeri yürümüş.

Molamızı verip dinleniyoruz, Koray ve Bal suya giriyor, ardından tekrar tırmanışa geçip dönüş yoluna ilerliyoruz. Akşam karavana vardığımızda acıkmış olacağımız için yolda mola verip bir şeyler atıştırıyoruz. Aslında yemek bahane aklımız bira ve dondurmada. 🙂 Ben birayı içince sohbet esnasında burnumun direği sızlayıp yanınca elbette ağlıyorum. Dodom da keşke ışınlanıp bizimle bu güzellikleri paylaşabilseydi istiyorum.

Akşam karavana döndüğümüzde yağmur başlamış yoğun bir rüzgar çıkmıştı. Gece boyunca zangır zangır sallandık. Hem yürüyüş yorgunluğu, hem de sallantı bende sanki hala uçaktayız da türbülans var etkisi yaratınca gece mışıl mışıl uyudum.

Pazar sabahı dönüş için toparlandık ama hazır güneş varken Tidal River’ın okyanusla birleştiği yere yürüyüp buz gibi suya girdik.

Buralarda gökyüzü harika, bulutlar her zaman tablo gibi, okyanusun rengi açık ve pırıl pırıl, kumsallar yumuşacık, her yer ferah her yer tertemiz. Kimse bağrışmıyor, çöp atmıyor, insan başka bir gezegende gibi hissediyor. Sabah gözünü açınca mutlu olmak için sebep bol oluyor. 💙 Öyle bir tek başınalık duygusu, doğayla uyum, sanki bıraksanız korkmadan yaşarım ormanın içinde…

Not: kapak fotoğrafındaki bitki Xanthorrhoea, türkçede çayır ağacı olarak geçiyor. Buraya has, hayvan ve böceklere çok çeşitli besin sağlayan bir bitki. Boyu 2 metreyi rahat buluyor.

Reklam

Wilson’s Prom’ için 3 yanıt

Add yours

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

WordPress.com'da ücretsiz bir web sitesi ya da blog oluşturun.

Yukarı ↑

%d blogcu bunu beğendi: